Title: Cities are fed on our time

Type: Competiton Project

Year: 2013

Client: Istanbul Design Biennial

Award: Equivelant First Prize

It was requested to represent a image tells the city's imperfection by Biennial Academia

Kentler Zamanla Beslenir

İlkokula karadenizin  bir sahil kasabasında gittim. Dedeminde o okulda okuduğunu söylemişlerdi. Okul bahçesinde çekilen, solmuş siyah beyaz fotorafını gördüğümde değişen pek bir şey yok dediğimi hatırlıyorum. Tuvaleti çok pisti ve okul binasından ayrı bir yerde tek katlı yapının içine konulmuştu. O zamanlar  yerlere taş döşenmemişti , (çoğu yerde bilye deniyor) pıtıklarımızla tüm tenefüs toprağın üzerinde oyunlar oynardık. Üstümüz kirlenirdi, yakalıklarımızı tuvelete gider yıkar sonra sınıftaki sobanın üstüne koyardık. Sonra o okul yıkıldı. Yerlere taş döşendi.

  Kent belleğimizde izler bırakır ve bu izler bizim benliğimizin ürettiği salt gerçekliğin uzay-zamanda varoluşunu simgeler.  Yukarıda anlatılan bir anı değildir , çevresel yahut kentsel ilişkilerin üretimi zamanda nasıl bir konuma koyacağını, nasıl bir anlam kazandıracağını şu anki yaşanılan zaman üzerinden bakarak analiz etme çabasıdır.  İlk sonuç o üretimin hala zamanda bir boşluğu tanımladığı, yaşamım boyunca bana bir sınır oluşturduğu ve bu sınır ölçeği üzerinden bedenimi ve kişiliğimi tanımlamama yardımcı olduğudur. Tıpkı  deniz fenerinin bir  gemiyi ışıttığında anlamına kavuşması yahut dalgaların kıyıya vurduğunda deniz olduğuna inanması gibi.  İkinci sonuç, benim ve arkadaşlarımın okul bahçesinde üretmiş olduğumuz zamanın kullanımıdır. Burada dış dünyaya ait bir zaman gerçekliğinden değil, bizim kendi dilimizle oluşturduğumuz bize ait bir dünya zamanını , bir kent zamanından söz etmiş oluyoruz.

  Kentlerde zaman, insanların deneyimlerine, üretimlerine , insan yoğunluğuna ve topografyanın biçimlenişine göre  tanımlanır. Örneğin;  Zaman, Taksim meydanında üzerindeki eylemlerden, Karaköy’de üretim ilişkisinden, Mecidiyeköyde ulaşım  sorunlarının giderek artmasından  ya da daha genel bakışla istanbul’da topografyanın oluşturduğu boğazın havasından, görüntüsünden etkilenen , ona göre akışkanlığı ve hızı değişen bir kavramdır.  Kentler, meydanlar, akslar , sokaklar zamanın üzerinde etkileri olan fiziksel oluşumlardır ve  bu gibi fiziksel durumlar zamanı kullanım şekline göre üretilen ve tüketilen zaman olarak ikiye ayırır. Afiş tüketilen zamanı konu alır.

  Kent tasarımında toplumun üretkenliğini arttırıcı kamusal alanlar oluşturulması esas iken, İstanbul’da bu tasarım konusu insanların biryerden biryere taşınması ile sınırlı kalmıştır. Uğur Tanyeli’nin belirttiği gibi İstanbul’da belediye bütçesinin %60’ının ulaşıma ayrılması bireylerin sadece üretileni tüketmesine yardımcı olmakta. İnsan yoğunluğunun aksine, oluşturulan beton yoğunluğu kentle olan ilişkimizi kesmekte. ve ‘Güvenlikli site’lerin 4-5metreye ulaşan tel örgülü duvarları insanların büyük bir şehir hapisanesinde gezindiğini hissini uyandırmaktadır. Tum bu ‘planlı’ yapılaşma bellek üretimimiz için şans tanımıyor. Sokaklarda, yollarda sıkışıp kalmış , uzayın çöplüğündeki sovyet uydusu gibi amaçsız bir topluluk haline dönüşüyoruz. Kulaklıklarımızı takıp son ses muzik ile kendimizi evden işe, işten eve atıyoruz. Kent savaş alanı , sokaklar hedef ve biz hergün kendimizi kentten kurtarıyoruz. Her geçen gün yanlızlaşıyoruz. Zaman kontrol edemediğimiz bizi her geçen gün daha da zayıf düşüren bir canavar haline geliyor. Bizi tüketen bu zaman antidemokratik kent aktörlerinin, rantın, çürümüş siyasetin kentle olan ilişkisinden oluşan bir zaman. Zaman onu üretene göre işler, bize ise o kentte üretilen zamanın tüketilmesi düşer. Belleğimizin yitirir, zamanda sıkışır ve geçer gideriz. Onlar gökdelenlerini yapar, yollarını döşer.